22 Mayıs 2009 Cuma

Arap şerbeti

Ogier Ghiselin de Busbecq (1520/1521-1592) Avusturya İmparatoru Ferdinand’ın elçisi olarak Kanuni Sultan Süleyman zamanında 8 yıl İstanbul’da yaşamış, ayrıca Amasya’ya kadar bir yolculuk yapmıştır. Dostu Nicolas Michault’a yazdığı ve anılarını anlatan 4 uzun Latince mektup sonradan bir kitap halinde yayımlanmıştır. Bu kitabın Türk Mektupları veya Türkiye’yi Böyle Gördüm gibi adlar altında çeşitli Türkçe tercümeleri vardır. Kitabın 1881 basımlı bir İngilizce tercümesi Internet Archive’da bulunmaktadır. Bu kitapda Busbecq'in yaşamını anlatan bir bölüm de vardır.

Busbecq mektuplarında Osmanlı sarayında geçen entrikaların yanı sıra İstanbul’da ve gezilerinde gördüklerine de bol bol yer verir ve sıradan Türklerin yaşamları ile ilgili bilgiler de aktarır. Örneğin, kuru üzümden yapılan bir çeşit şarabı şöyle anlatıyor (İngilizceden benim tercümem):
Kuru üzümü öğütüp dövdükten sonra tahta bir kabın içine koyup üstüne bir miktar sıcak su döküp karıştırıyorlar. Ondan sonra kabı dikkatli bir şekilde örtüp 2 gün mayalanmaya bırakıyorlar; eğer yeterince mayalanmazsa şarap tortusu katıyorlar. Mayalanmaya ilk başladığı zaman tadına bakarsanız yavan ve hoşa gitmeyecek kadar tatlı gelir. Sonradan asitli bir tat alıyor, eğer tatlı sıvıyla karıştırılırsa çok lezzetli bir hale geliyor. Üç veya dört gün çok hoş bir içecek oluşturuyor, özellikle İstanbulda her zaman bulunan kardan bol miktarda kullanarak soğutulursa. Buna "Arap şerbeti" yani "Arapların içeceği" diyorlar. Ama üç veya dört gün sonra bozuluyor ve oldukça ekşiyor. O hali kafayı etkiliyor ve insanı şarap kadar sendeletiyor. O yüzden Türklerin dini kanunları bu içeceğe karşı çıkıyor. İtiraf etmeliyim ki bu şerbetin çok hoş bir içecek olduğuna karar verdim.

0 yorum: